Basın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı ve Manevî Tazminat
- Av. Ahmet Gökay Dinçer
- 14 Kas 2025
- 2 dakikada okunur
Basın, demokrasinin dördüncü gücü olarak toplumun haber alma hakkını korur. Ancak bu özgürlük, bireylerin onuruna, şerefine ve özel yaşamına zarar verme noktasına geldiğinde kişilik haklarının ihlali gündeme gelir. Peki bir haberin “kamu yararı” ile “özel hayatın gizliliği” arasındaki çizgisi nasıl çizilir? Ve bu çizgi aşıldığında manevî tazminat gündeme nasıl gelir?
1. Basın Özgürlüğü ve Kişilik Haklarının Çatışması
Anayasa’nın 28. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına alırken, Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri kişilik haklarını korur. Bu iki temel hak birbiriyle karşılaştığında mahkemeler dengenin nerede kurulacağını değerlendirir. Yargıtay’a göre, bir haberin hukuka uygun sayılabilmesi için şu dört ölçüt aranır:
Gerçeklik: Haber “görünür gerçekliğe” dayanmalıdır.
Kamu yararı: Toplumu ilgilendirmeyen özel konuların yayımlanması ihlaldir.
Güncellik: Olayın toplumsal gündemle ilgisi olmalıdır.
İfade bağlantısı: Haber dili ölçülü olmalı, aşağılayıcı veya hakaret edici olmamalıdır.
2. Manevî Tazminatın Hukuki Dayanağı
Kişilik hakkı ihlal edilen kişi, Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesine dayanarak manevî tazminat davası açabilir. Bu davalarda amaç cezalandırma değil, itibarın ve ruhsal dengenin onarılmasıdır. Basın yoluyla yapılan saldırılarda, yalnızca haberi yapan gazeteci değil, yayını yapan medya kuruluşu da müteselsilen sorumludur. Basın Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca: “Süreli yayınlarda eser sahibi, yayımcı ve varsa temsilci; süresiz yayınlarda eser sahibi ve yayımcı birlikte sorumludur.”
Kısaca:.
Süreli yayınlarda: Eser sahibi, yayın sahibi (ve varsa temsilcisi).
Süresiz yayınlarda: Eser sahibi, yayımcı; yayımcı belli değilse basımcı.
Hepsi müteselsilen sorumlu (Basın Kanunu m. 13).
5187 sayılı Kanun’da “sorumlu müdür” artık tazminat bakımından doğrudan sorumlu değildir.
Haksız fiil (basın yoluyla saldırı)
Manevî zarar (elem, üzüntü, itibar zedelenmesi)
Uygun illiyet bağı
Kusur (özellikle “özen yükümlülüğünün ihlali”)
Manevî tazminatın amacı telafi ve tatmindir, cezalandırma değil. Tüzel kişiler de (örneğin bir şirket veya dernek) kişilik haklarına yapılan saldırıdan doğan manevi zarar için dava açabilir.
3. Yargıtay’ın Yol Gösterici Kararları
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin birçok kararında, “haber verme hakkının sınırlarını aşan yayınlar” nedeniyle tazminata hükmedilmiştir. Örneğin, kamu yararı bulunmayan özel yaşam detaylarını yayımlamak veya suç isnadında bulunmak kişilik hakkı ihlali sayılır. Ancak, görünür gerçekliğe dayalı ve ölçülü eleştiriler, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilir.
4. Tazminat Davasında Görevli Mahkeme
Davalar, davacının veya davalının yerleşim yeri ya da eserin yayımlandığı yer Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılır.Mahkeme, olayın niteliğine göre manevî tazminat miktarını belirler ve gerekirse kararın gazetede yayımlanmasına hükmedebilir.
Basın özgürlüğü, bireyin onurunu zedelediği anda hukuki sınırını aşar.Yargıtay’ın yaklaşımı nettir: “Basın özgürlüğü, kişilik hakkını yok sayacak kadar geniş yorumlanamaz.”
Gerçek haber bile olsa, kamu yararı yoksa veya küçük düşürme amacı taşıyorsa manevî tazminat doğar.Bu nedenle her haber, hem toplumu bilgilendirme hem de bireyin saygınlığını koruma sorumluluğunu birlikte taşır.
Gazetecilikte etik ve hukuk el ele yürümek zorundadır.
Bir haber, kamu yararını aşarak bireyin kişisel itibarına zarar verdiğinde, basın özgürlüğü değil kişilik hakkı korunur. Bu ilke, ifade özgürlüğü ile insan onuru arasındaki en hassas dengeyi temsil eder.





Yorumlar